Tuz, Ter ve Aşk

Pervazlarından güneş damlıyor,

Naftalin kokan kilitli odalarımın;

Çiçek desenli, soluk, eskimiş perdelerine…

Sırasıyla önce beton zemin, alçısı dökülmüş duvarlar;

Sonra masa, tabure ve tenim.

Sarı, yeşil, turuncu bir ışıkla ha babam güreşiyor.

Soluk soluğa izliyorum,

Çatlayan kabuklarımın yere izdüşümünü.

Işığa, güneşe ve aşka yenilişimi,

Bu kadar kolay kabullenişime şaşıyorum.

Kimseler bilmiyor daha,

Evrilip yavaş yavaş yeni bir şeye dönüşüyor olduğumu.

Sahi ben ne oluyorum?

Gözlerimi kapatıyorum korku ve heyecanla;

Toros dağlarının denize uzanan koyunda,

Bir kaya parçasıyım.

Dalgaların sivri, girintili ve biçimsiz yanlarımı;

Vurarak pürüzsüzleştirdiği…

Dibim yosun tutmuş kime ne?

Güneşin altında ne kadar güzel parlıyorum.

Aman Allah’ım;

Tuz, ter ve aşk!

Gözlerimi açıyorum, karşımda bir limon ağacı.

Kulağımda dalgaların sesi, ayaklarım çıplak, sırtım ıslak…

Ben hiçbir şeye bu kadar cesur yürümedim.

Ona dokunduğumda ilk;

Yıllardır ne aradığımı, ne beklediğimi

Ve neye hasret olduğumu anlıyorum.

Ellerimi kovuğundan içine sokuyorum,

Gövdesinde deviniyorum…

Ah uyumu tarifsiz bir ritimle…usul usul…

Usul usul bir limon ağacı oluyorum.

Otuz yaşımdayım

Ve ben ilk kez bir şey olmanın,

Mutluluğunu yaşıyorum.

#enözelim




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir