Haydarpaşa garında hurdaya ayrılmış bir vagonum.
Pencerelerim kırılmış, kapım sökülmüş, tavanım çökmüş..
Üstelik seninle arama öyle bir hasretlik koymuşum ki
Hergelesi olmuşum kendi derdimin..
Velhasıl akıbetim fena!
Haydarpaşa garında hurdaya ayrılmış bir vagonum.
Pencerelerim kırılmış, kapım sökülmüş, tavanım çökmüş..
Üstelik seninle arama öyle bir hasretlik koymuşum ki
Hergelesi olmuşum kendi derdimin..
Velhasıl akıbetim fena!
Pervazlarından güneş damlıyor,
Naftalin kokan kilitli odalarımın;
Çiçek desenli, soluk, eskimiş perdelerine…
Nefesinin boynumun bilhassa en savunmasız sahasına infilak etmesini
Alelade bir tesadüfe yoramam ki.
Seni gördüğümde; gözlerime yuva yapan kırlangıçların sesi,
Ele vermiştir elbet;
İtinayla sakladığım cephaneliklerimi…
Merhabalaar,
Bugün biraz nostalji yapıp çocukluğumuzun tebeşir, silgi kokan yıllarına gidesim geliyor. Annemizi bir top fazla dondurmaya ikna edebilmek için eteklerini çekiştirdik hani. Pamuk şekerin en büyüğünü almaya çalışır, mahalleye gelen o dönen salıncaklara binebilmek için diğer çocuklarla yarışırdık.
Her şey böyle güzel giderken diğer yandan da yıllar geçiyor, sen büyüyorsun ve büyüdükçe de anlıyorsun yaşındaki o küçücük rakamların değerini.
Gözlerine baktığımda erir giderdi yüreğim,
Dualarım hep adınla başlar,
Saatlerce yalvarırdı Tanrı’ya avuçlarım.