Alçısı dökülmüş, parmaklıkları paslanmış,
Güneş almayan; çamaşır dizili balkonlardan,
Dudağımda şeftali rengi ruj,
Ayaklarımda aldığın bir numara küçük terliklerim,
Koşuyorum!
Belki çocuğum, belki aşık, belki de deli…
Kulağımda bir piyano sesi;
Bir orkestra, ağır ve yavaştan;
Eric Satie çalmaya hazırlanıyor.
Bir gece ki rengi şahrem şahrem yarılmış.
Ben seni arıyorum Süreyya Operası’nda.
An sonra el sallıyorsun bana
Kardan yolları kapanmış köylere öğretmen geliyor
Çocuklar ilk kez pamuk şeker yiyor
Ipılık bir ter göğüslerimden kasıklarıma iniyor
Tüm zamanlar birbirinin içinde yeniden şekillenip,
Adınla başlayan bir zaman dilimini oluşturuyor.
Bana doğru yaklaşıyorsun.
Az önce geçtiğim apartmanların arasına su sızıyor,
Çamaşır ipi gerili o balkonlar,
Dünyanın en harikulade sanatı gibi gözüküyor.
Yolunu kaybetmiş bir kısrak sürüsü iniyor, sırtıma.
Sırtım, bir bozkır yaylası; deli otlar bitiyor, üzerinde.
Gözlerimi açıyorum Süreyya operasının önünde
Yalnızım, bir ölü gibi yalnız…
Yanı başımda sokak şarkıcıları bana bakıyor
Ne kadar şaşkın,korkak ve gençler…
Cebimde ne varsa koyuyorum ortaya
Çalın diyorum çalın!
Seray Şahin
#enözelim
