İstanbul alabildiğine kalabalık o alabildiğine yalnızdı
İlktir yalnızlığımın bir yalnızlığa denk gelişi…
O bana ince ince baktıkça bir kilimi dokur gibi,
Ayaklarının ölü ve çıplak odamda çıkaracağı sesi düşünürdüm
Dokuduğu kilimleri sererdim hiç ısınmayan ayaklarımın altına…
Bazen de ille de onunla karşılaştığım vapuru bekler,
Oturduğu güverteye konan martıları bir kez de onun için severdim
Onu düşünmenin günahı ve hüznü nelere baskın gelmezdi ki…
Buluştuğumuz o dar vakitlerde,
Elleriyle süt beyaz bir kristali işlerdi durmadan.
Elleri; annemin gözlerine kadar uzanan puslu gri deniz
Bitmek bilmezdi hiç;
Ne elleri ne de annemin gözleri…
Her cumartesi Karaköy’de balık satardı meydandaki çarşıda
Ve ben her cumartesi balık alırdım,
Elleri ellerime değsin diye…
Eve dönerken son kez bakardım ve içimden bağırırdım,
Bilirdim bir o duyardı;
Bir de sesimle havalanıp gözlerinin kıyısına konan martılar;
Ben derdim ben! İnsanlar bu kadar kötü ve hayat bu kadar çirkefken,
Sevmeye meylettim
İşte korkunç suçum!
#enözelim
