Merhabalaar,
Bu çocuk ya dünyanın en çakal, en sinsi insanı ya da ben müebbet gerizekalıyım. Köyden indim şehre gibi adamın attığı her adıma tav olunur mu çıldıracam artık. Yanlışlıkla sağ taraftan bir rüzgar esip herifin saçına denk gelse, o esnada da iki tel hafif sallansa ‘ohaa Paul Walker bana doğru koşuyor’ diyip herifin önünde diz çökecem o kıvamdayım nerdeyse.
Adama bir tek ‘abi sen elmas mısın yoksa yakut mu’ demediğim günlerde bir iki gün de olsa artistliğin dibine vurdum şimdi hakkımı da yemeyeyim. Her gün beni almak için iş yerimin önüne gelmeler, kafamdan aşağıya güller serpmeler, sürekli çikolata çiçekler gel de dayan dayanabiliyorsan. Bendeki istemem yan cebime koy tavırları da ölümüne yapmacık ‘niye geldin ben giderim planım var benim hem’ diye söylenirken daha lafım bitmeden pıt arabanın ön koltuğunda buluyorum kendimi. Böyle yavşaklıkta görmedim şahsen.
Neyse, o kadar işim var dememe rağmen bir gün yine bu geldi beni almaya, neymiş en kötü eve bırakırmış. Ya sen kimsin be kim? Sümüklü böcek gibi ezip üzerine tutkal dökmek istiyorum sen hala şirinlik peşindesin! Dedim kızım madem öyle gün bugündür, gün intikam günüdür! O adamı kanalizasyon yalayacak kıvama getirene kadar veriyorsun ayarı ki götünde pireler uçuşsun. Suçlu ya tabi ‘ben senin efendim ayaklarımı yıka ezik’ bile desem gıkı çıkmıyor ama kıskançlıktan içten içe böbreklerini yiyecek nerdeyse. Saat gece onbir oldu adam iyice kıskançlık krizlerine girdi ki nerdesinler, kimlesinler falan yanında halt yemiş sayesinde sinsiliğin kitabını yazdım resmen. Bir bilse annenim doğum günü mahalleden pasta alıp evde şak şak mum üfletiyorum. İşte tam da o anda kendimi Wonder Woman’ın savaş tanrısını yok ettiğindeki gibi bir zafer kazanmış hissettim. Yeeaaahhh!
Ama bilin bakalım ne oldu? İkinci günün sonunda canım, aşkım, bal böceğim diye herife sırnaşmaya başladım. Karakter olarak istikrarım sıfır! Barıştıktan sonra yüz bulmuş olacak ki ayrıyken naptın diye annemin kızlık soyadına kadar varan bi ton sorunun ardı arkası kesilmedi. Valla canım geleceğini bilsem çiko gibi sürekli ağlamak yerine fırsat bu fırsat çapkınlığın dibine vururdum. Ama tabiki hoşgeldiiin! 🙂
Ayrı olduğumuz süreçte o kadar çok tatlı yemişim ki ondan mütevellit bu camış halimden çıtıra dönüşebilmek için diyetteyim kardeşleriim! O dönemde yediğim bu çilekli muzlu milföy pasta da inanılmaz lezizdi. Üzerindeki çikolata sosuyla tam bir uyum içerisinde löpp diye mideye indiriyorsunuz. Yolunuz Şile’ye düşerse Bilir cafe & patisserie‘ye uğrayın derim 🙂
Bu şarkıda benden sinsirella kaderime gelsin;
Ah bu ben!
#tatlıhikayeler
