İki Günde Eskişehir

Merhabalaar,

Harika, muhteşem acayip bilgi veren bir Eskişehir gezi yazısıyla karşınızdayım. Ta ta ta taam! Dersem inanmayın, çünkü ne anlarım ben gezi bloggerlığından. Tatlı hikayelerde eski sevgililerinin öküzlüklerini anlatan, gittiği gördüğü etkinlikleri yazıp, kozmetikle ilgili ‘aa bunu alın, noo şunu almayın öğg bu’ diye fikirlerini belirten ponçik bir şeyim sonuçta. Acaba kendimi mi gömdüm ben şimdi, neyse öyle oldu galiba.

Tabi ki bu yazıda Eskişehir’den de bahsedeceğim ama öyle kültür mirasından, tarihçesinden değil. He, çok öğrenmek isterseniz de linki buraya koymuyorum Google amcayı açın sorun onu da mı ben koyayım?!?

Eskişehir’e adımımı atar atmaz bir ünlü oldum ki yine şan şöhret peşimi bırakmıyor, vallahi bıktım. Trenden indim garda arkadaşımı bekliyorum Ankara’dan geliyor. Orası da kocaman bir garmış. Diyorum alla alla niye karşıda İstanbul tabelası var?? E ortalıkta da kimse kalmadı. Dedim herhalde tren birazdan gelecek millet öyle doluşacak ben de arkadaşımı kucaklayıp Eskişehir gece hayatına çılgınlar gibi akacağım. Neyse aradım nerdesin diye geldim dedi. Ama benim önümde duran bir tren yok?? Neyse dedik bekleme salonunda buluşalım. Ben ponçik ponçik indim merdivenlerden kapıyı bir açtım ulan kapı kiltli, nedeeen! İkinci, üçüncü kapı da kilitli ben garın içinde kilitli kaldım, nedeeen, neden ben Tanrım! Herkes bana bakıyor, fotoğraflarımı çekiyor, Allah bilir ‘agfgsa kilitli kaldı keko’ diye storylerinde paylaşıyor falan rezillikten ölüyorum. Elimde de bavulum yorulmuşum taşıyamıyorum üstüne oturdum kahramanımın gelip beni kurtarmasını bekledim. Görevlinin biri tamam ben arıyorum der gibi bir işaret yaptı gülerek. Dedim ulan senin o gülen ağzına kusarım bok suratlı. Ama o bunları duymuyor. Üç yıldır görmediğim ve ilk kez o an gördüğüm arkadaşım ‘ehehe Gözde hiç değişmemişsin’ dercesine kahkahalar atıyor. Oturanlar birbirlerini dürterek beni gösteriyor, onlar da gülüyor, insanlar kilitli mi kaldın diye işaret diliyle bana soruyor allam üstümü başımı mı parçalayayım napayım kurtar beni al artık canımı al. Gardan çıktığımda haksız yere hapse atılmış sonrada beraat edilmişim psikolojisi mi geldi nedir halkı selamlayarak oradan ayrıldım. Alaaam ne kadar da kader yine benden yana!

(Rezilliğimin görseli ekte değil aşağıdadır)

Eskişehir’e gittiniz diyelim önce tren garından çıkın ghsdfghasd. Ufak bir uyarı: son zamanlarda dana gibi olduğunuzu düşünüyorsanız asla Eskişehir’e gitmeyin çünkü oradaki tüm kızlar kalem gibi, göbek sıfır bu sebeple de hepsi göbeğini gösterme peşinde. Aynısını ben de yapayım dedim herkes bana bakıyor beni süzüyor falan ben keko da sanıyorum ki çok güzelim. En son yanımdaki arkadaşım dayanamayıp ‘kanka göbeğini kapat istersen kucağında bir canlı besliyormuşsun gibi duruyor herkes o yüzden bakıyor’ dedi. Ve ben dostun acı söylediğini o an anladım!

Eskişehir’de ulaşım genellikle yaya olarak sağlanıyor çünkü her yer birbirine çok yakın ve bir araca binmek yürümekten daha uzun sürüyor. Biz 1 günde Odunpazarını, Balmumu müzesini, Sazova Parkını, Disney Şatosunu, Hayvanat bahçesini ve akvaryumu gezip oradan da meşhuuuur barlar sokağına geçtik. Yazarken yorulduğum tüm bu aktivitelerin %85’ini yürüyerek yaptığımız için bacaklarım -Bursalı bir arkadaşımın dediği gibi- et kesiği oldu. Ama hepsi çok güzel yerler buraya geldiğinizde buraları görmeden asla dönmeyin.

Öğrenci şehri olduğundan dolayı herkes rahat, sokaklar cıvıl cıvıl, akşam bara gittiğinde boş dönme ihtimalin yok -ayy bunu yazmasa mıydım Eskişehir’in erkek nüfusu artacak adfsgh- yani harika, muazzam bir ortam var. Gezilecek, görülecek yerleri çok fazla. En önemlisi her şey çok ucuz. Pahalı restoranlarda satılan burgerı 13 tl’ye yedim ve muazzam güzeldi. Yediğim yerin adı ‘Goril Burger House’ giderseniz mutlaka deneyin. Bir de Pino diye bir hamburgerci var orada çok ünlüymüş ama ben hiç beğenmedim kesinlikle yemeyin. Sadece beni sevmeyen, fesat, fitne fücur sinsiler yesin.

Eskişehir gezmekle bitmez ben maceralarımı anlatmakla bitiremem. Anlatacak daha o kadar çok şey var ki mesela gittiğimiz ilk gün lanet migren bir tuttu yakamı barın ortasında masaya yatıp ağzım burnum yamuk bir şekilde uyuyakaldım. En azından uyudum çünkü kusadabilirdim ve kusmuğumun üstüne yatabilirdim ya da kaslı sarışın renkli gözlü taş gibi bir çocuğun üstüne de kusabilirdim -sonra da kendimi keserdim- çünkü benim olduğum yerde her ihtimal gerçek bir seçenek.

Evvveeeet bu yazının ana fikrine gelecek olursak; siz siz olun tren garının içinde değil bekleme salonunda bekleyin beklediğiniz kişiyi ve adımınızı atar atmaz mimlenmeyin. Öğüdümü de verdiysem muhteşem ansiklopedik bilgilerimle diğer yazılarda görüşmek üzere,

Hoşça Kalııın.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir