Aldı babasının dikişleri atmış, deri, siyah bavulunu.
Doldurdu içine; iç çekişleri, ahları, pişmanlıkları…
Sokağın orta yerine götürüp döktü.
Çöpçülerin toplamaktan vazgeçtiği bu kaçıncı çöpün?
Bu kaçıncı kırılan hayal?
Pencereler bir bir açılıp kapanıyor.
—-‘kapatın perdelerinizi. Yeter be!
Biz burada ömrümüzü harcıyoruz seyrinize zevk eylemiyoruz!
Sakinleşiyor, öyle ya herkes kendi cehennemini,
Başka birinin ateşinde seyredecek kadar cesur!
Gözlerinin değdiği o en son noktayı;
Bitmemiş cümlelerinin sonuna koyuyor…
Yine bir noktalama hatasına kurban gidiyorsun, güzelim yapma!
Bu gözler, bu kulaklar, bu ağızlar sana göre değil.
Acını sermek, acını büyütmekten başka ne işe yarıyor ki?
Velhasıl bu derisi pul pul olmuş şehirde;
Çakallar sürüsü süt kokulu hayallerimizi ekmek su gibi çalarken
Efendiliğimizden değil, ‘yaradılışımızdaki defodan’ susacağız…
Çünkü bu öyle bir ifrit ki! Yeniden başlasan da bu hayata;
Hep aynı adamı sevecek, hep aynı dostların sofralarında satılacak,
Hep aynı bıçağı taşıyacaksın sol kaburganın altındaki boşlukta…
Ve sen de bileceksin
Ameliyat dikişi değil yüreğindeki kusur; mayanın ta kendisi.
Seray Şahin
#enözelim
